Bitkilerin kökü sayesinde alınan suların yapraklara ulaşıp, havadaki karbondioksiti emip ve en sonunda güneş ışıklarının klorofillere ulaşması ile devam eden bir döngüdür. "klorofil” denilen parçacıklı yapı, yaprağa yeşil rengini vermektedir. Bitkiler yavaş veya hızlı büyümeye devam ederler. Canlılara enerji sağlamada yardımcı olurlar.

Bütün bitkilerin kökleri toprak altındadır, düşüncesi yanlıştır. Mangrov ağacını unutmamak gerekir. Bu ağacın kökleri dallarına sarılı bir şekildedir. Bu kökler havada bulunan nemleri emmektedir.

Sayılamayacak kadar türde ve çeşitte birçok bitki türleri vardır. Bazı bitkiler o kadar özeldir ki listelere girmeyi başarmıştır. Bunlardan birisi dünyanın en küçük bitkisi olan Su Mercimekleri iken; bir başkası da en büyük ağacı olan General Sherman’dır.

Diğer tüm canlılar gibi bitkilerinde ortama göre gelişimleri farklılık göstermektedir. Bitkiler kendi istekleri ile yer değiştiremez. Bu yüzden bitkilerin çevre koşulları farklı şekillerde ele alınmalıdır.

 

BİTKİLERİN GELİŞİMİ NASILDIR?

Bitkilerin geliştikleri evrelere "fotoperiyodizm” denir. Her canlıda olduğu gibi çeşitli aşamalar ile bitkilerin gelişimi oluşmaktadır. Bunlar; büyümenin, gelişmenin, çiçeklenmenin sonrasında yapraklarının dökülmesi ve durgunluk döneminin başlaması gibi fizyolojik olayların yer aldığı bir döngüdür.

Bu gelişimlere göre 3 tür bitki vardır. Bunlar: Kısa gün, uzun gün ve nötr bitkilerdir.

· Kısa Gün Bitkileri:Tam gün bitkisi olarak da bilinen bu bitkilerde normalden daha uzun sürede ışık ihtiyacı duymaktadır. Bu bitkilerde yapraklanma, çiçeklenmeye oranla çok daha uzun fotoperiyotta oluşmaktadır. İsminden de anlaşılacağı gibi kısa zamanda çiçeklenme gösterirler. Kış mevsimine yakın zamanlarda çiçek açar. Mısır, çilek, patates gibi bitkiler bu gruba aittir.

· Uzun Gün Bitkileri:Kısa gün bitkilerinin aksine uzun gün bitkileri, çiçeklenme için uzun süre gün ışığına ihtiyaç duymaktadır. Ekvatora uzak yerlerde yetişen bitkilerin özelliğidir. Ispanak, arpa gibi çeşitli bitkiler bu gruba aittir.

· Nötr Gün Bitkileri:Gün içerisinde gün ışığının süresinden etkilenmez. Bu bitkilerin yetiştirilmesi ve gelişimi diğer bitki türlerine oranla daha avantajlıdır. Pamuk, domates ve tütün gibi bitkiler bu girer girmektedir.

Aristo, bitkilerin gereksinim duydukları besin maddelerini kökleri aracılığıyla topraktan işlenmiş olarak aldıklarını ve bu maddelerin bitkilerde oldukları gibi toprakta da bulunduklarını ileri sürmüştür.

 

BİTKİLERİN GELİŞİMİNİ DÜZENLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?

Bazı çevresel etmenler ve bazı hormonlar bitki gelişimini etkilemektedir.

· Çevresel Etkiler:

Sıcaklık:Büyüme ve gelişmeye etkisi tartışılmaz bir konudur. Çok sıcak ortamlarda bitkide terleme olduğu için su kaybı da fazla olur. Bu sıcaklık fotosentez ile solunum arasındaki dengeleri bozar. Soğuk topraktaki suyun donmasıyla bitki toprakta bulunan sudan haliyle yararlanamaz.
Işık:Belli bir düzeydeki ışık, bitkideki gelişmeyi hızlandırır. Işığın süresi ve şiddeti bitkinin çiçeklenmesini etkilemektedir.
Toprak:Güzel havalandırılan, organik – inorganik maddeler açısından zengin olan topraklarda bitki daha verimli gelişir. Bitki gelişmesi için en uygun asit – baz dengesi pH 7’dir.
Su:Bitkiye en çok gerekli olan madde, sudur. Her bitkinin kendisine göre su ihtiyacı farklıdır.Yer çekimi:Bitkinin büyümesini ve gelişmesini yer çekimi hızlandırır. Biyotik faktörler:Diğer tüm canlıların bitki gelişmesinde etkisi bulunmaktadır.
Atmosferdeki gazlar:Özellikle karbon dioksit, kükürt dioksit ve etilen gibi gazların artmasıyla bitkilerin büyüme ve gelişmesi durur.
Azot ve karbonhidratlar:İçerikçe fazla azotlu maddeler, bitkilerin daha zengin meyve vermesini sağlar.

· Bitki Hormonları:

Bitkinin büyümesini, zedelenmesini ve onarılmasını düzenleyen organik maddelerdir. Büyüme ve gelişmeyi etkileyen hormonlar:

Oksin:En önemli hormonlardandır. Bitkilerin uç bölümlerinde salgılanırken, bitkinin uzamasını sağlar. Gövdenin uç kısmında salgılanan oksin, mitoz bölünmeyi hızlandırır. Bu, bitkilerin gelişmesinde etkilidir. Aşırı salgılanmasında büyüme durur; daha az salgılanmasında ise bitkinin yaprakları dökülür. Işık etkisinde kaldığında bozulur.

Giberellin:Gövdenin uzamasını için ve meyvenin büyümesi için yardımcı olur. Yaprakların dökülmesini geciktirir. Bitkilerin çiçeklenme süresini hızlandırır.

Sitokinin: Bitkinin tomurcuklarının gelişmesi, tohumunun çimlenmesi ve yapraklarının canlı kalmasında sitokinin etkilidir.

Bitkilerin büyümesini ve gelişmesini engelleyen diğer hormonlar; absisik asit ve etilendir.

Etilen:Bitkinin meyvelerinin olgunlaşmasını sağlar ama yapraklarının dökülmesine de neden olur. Kökün gelişmesini engeller ve çiçeklerde solmaya yol açar.

Absisik asit: Büyümeyi zorlaştırır. Bitkinin yaşlanmasını sağlar. Halk arasında olgunlaştırma hormonu olarak da bilinmektedir.

 

Tuz stresi, kurak bölgeler başta olmak üzere bitkilerin gelişimini etkilemesi ile verimliliği kısıtlayan abiyotik stres etkilerinden biridir. Büyüme ve gelişme, osmatik ve iyon stresi nedeniyle tuz stresinin bu olumsuz yan etkileri; tuzun çeşidine ve stresin düzeyine, süresine maruz kalan bitkinin genotipine ve gelişim evresine bağlı olarak değişir. Tuzun etkisinde kalan bitkilerde metabolik ve fotosentetik faaliyetlerin etkilenmesi ile bitkilerin canlı kalma olasılığını düşürmektedir. Kimi bitkiler bu şartlara karşı direnç gösterirken kimileri fizyolojik, biyokimyasal ve moleküler yanıtlar ile hayatta kalmayı başarırlar.

Bu yanıtlar iyonların ayırt edici olarak biriktirilmesi ya da atılımı, kökten iyon alımının kontrolü, iyonların bitkide ve hücrelerde belirli kısımlarda biriktirilmesi, osmotik düzenleyicilerin sentezi ve antioksidan sistemler oluştururken; moleküler cevapları sinyal iletim yolları ile çeşitli genlerin aktivasyonunu veya inaktivasyonunu oluşturur.

Meteorolojik faktörler nedeniyle gerçekleşen değişikliklerin de Dünya’da üzerinde bulunan besin kaynaklarını ve bitkileri kimi zaman olumsuz kimi zaman da olumlu anlamda etkilendiği bilinmektedir. Soğuk hava koşulları çiçek tomurcuklarının gelişimini durdurur. 35°C'ta metabolik faaliyetler en aktif düzeydedir. Yaklaşık 55°C'tan sonra enzimlerin yapısının bozulmasından dolayı gelişme durmaktadır.

Besin elementleri için esas kaynağın toprak olduğu Theodore de Saussure’un çalışmaları ile kesinlik kazanmıştır.

 

BİTKİ GELİŞİM DÜZENLEYİCİLERİNİN TARIMDA KULLANIM ALANLARI

Tarımda çalışan üreticilerin isteyerek ya da istemeden yaptıkları yanlış tarımsal uygulamalar nedeniyle doğa tahrip olmaktadır. Bu uygulamalar bazı zirai ilaç ve kimyasal gübre kullanımında yapılan yanlışlıklar olduğu gibi sulamada, toprağı işlemede ve bitkisel hormon kullanımında da yanlışlıklar yapılmaktadır.

· Olması gerekenden daha çok ürün almak için çok fazla BGD kullanmak,

· Uygulama yapılacak zamanının yanlış seçilmesi,

· Dozunu ayarlayamama ( fazla ya da az kullanma ),

· BGD’lerin çevreye ve sağlığa yansıttığı olumsuzlukları dikkate alınmadan uygulanması,

· Bilgileri olmayan kişiler tarafından yapılan uygulamalar,

· Sürekli ve aşırı, bilgisiz ve bilinçsiz yapılan tarım uygulamaları, canlılar aracılığıyla toplum sağlığını ciddi anlamda tehlikeye düşürebilmektedir.

Tehlikeler, insan sağlığıyla da kalmayıp hava, toprak ve suyu da ciddi bir tehlikeye sokarak ekosistem kirliliğine neden olmaktadır. Bitkisel hormonların çevresel etkileri pestisit kullanımı neticesinde doğada oluşan çevresel etki hareketlerine benzerlik göstermektedir.

 

Toprağın Bereketi Çiftçinin Dostu